Düz Dünya Anlayışı – Güneşin Battığı Yer

Dün, yani 1 Eylül 2017’de, AKP Fatih Gençlik Kolları internet sitesinde Tolgay Demir isimli gencin yazdığı “Düz Dünya Teorisi” adlı makale tartışma konusu oldu. Her ne kadar daha sonra makale siteden silinse de, artık hemen her ortamda rahatça bulunabiliyor. Peki Tolgay Demir neden dünyanın düz olduğunu düşünüyor?

Tolgay Demir kimdir? Kendisini AKP Fatih Gençlik Kolları internet sitesinde Çevre, Şehir ve Kültür Başkanı olarak tanıtmış. 31 yaşında, 2015’den beri Fatih Gençlik Kollarında siyaset yapıyor.

Esasında, dünyanın düz olduğunu düşünen sadece kendisi değil, birçok rakidal dinci (sadece Müslümanlar değil, Hristiyanlar, Yahudiler de) dünyanın düz olduğunu düşünür, kabul ederler. Bu teorilerini de göklerden gelen kutsal kitaplara dayandırırlar.

Düz dünya düşüncesinin kökeni Tevrat’a kadar dayanır. Hristiyan Kilisesi’nin tepsi gibi düz Dünya anlayışı tümüyle onların Tevrat’ta okudukları “Yaratılış Destanı (Genesis)” anlatısından kaynaklanır.

Batılı kaynaklarda yer alan Tevrat’taki Dünya ve Güneş sistemi anlayışı

Buna göre Dünya düzdü, çevresi sularla kaplıydı, Dünya kıpırdamadan duruyor, Güneş doğudan batıya doğru gidip geliyordu.

Düz Dünya

Yeryüzünün top gibi küre biçiminde olduğu ve bu nedenle, Dünya’nın öbür tarafında da varlıkların bulunduğu doktrinine şiddetle saldıran Hristiyan Tanrıbilimciler, şu soruyu soruyorlardı:

“Ürünlerin ve ağaçların aşağı doğru büyüyeceğine… yağmurların ve karın yukarı doğru yağacağına inanacak kadar kafasız bir insan olabilir mi?”

Aziz Augustine’nin büyük etkisi, Kilise’nin, tepsi gibi düz olarak düşündüğü yeryüzünün altında da varlıkların olabileceği düşüncesine inatla karşı çıkmasında etkili oldu; 1000 yıl boyunca tepsi gibi düz sandıkları yeryüzünün alt yüzeyinde insan bulunmadığına inanıldı.

6. yüzyılda Gaza’dan Procopius, Hristiyanların bu inancını pekiştirecek “güçlü” bir savla ortaya çıktı:

“Yeryüzü tepsisinin alt yüzünde bir şey olamaz, çünkü öyle olsaydı İsa Mesih oraya da gitmek ve bir kez de oradakiler için acı çekmek zorunda kalırdı. Ayrıca, Cennet’in, Adem’in, (yılan kılığındaki İblis’in ve Nuh Tufanı’nın birer eşinin orada da olması gerekirdi) Bunlar birer tane olduğuna göre, yeryüzü tepsisinin alt yüzünde yaşayan varlıklar da olamaz; bu kesinlikle yanlıştır…”

Kilise ve Hristiyanlar, bu gibi savlarla, yeryüzünün tepsi gibi düz olduğuna ve alt yüzünde hiçbir varlığın yaşamadığına uzun süre inandı…

İ.S. 85 yıllarında Mısır’da İskenderiye’de doğan ve İ.S. 165’te yine aynı yerde ölen Claudius Ptolemaeus’un “Düz Dünya” anlayışı Tevrat’taki anlayışa uygundu ve Hristiyanlar bu Dünya anlayışını benimsemekte hiç de ikirciklenmediler.

Ptolemaeus’un İ.S. 100 yıllarında Dünya’yı denizlerle çevrili düz bir toprak olarak gösteren haritası

İlk Hristiyanların Dünya ve Evren’e ilişkin tasarımları Hristiyanlığın Roma’da devlet dini olarak benimsenmesinden sonra daha da önem taşıdı. Çünkü artık bu anlayışın dışına çıkılması devlet eliyle yasaklanacak, buna aykırı Dünya ve Evren tasarımı yapanlar devletçe sorgulanarak susturulacaktı. İlk Hristiyanlar’dan Lactantius’un İ.S. 303-311 yılları arasında, eşdeyişiyle Hristiyanlığın Roma’da devlet dini olarak benimsendiği yıllarda yazdığı “Divinarum Institucionum” adlı yapıt, Hristiyanlığın Dünya ve Evren’e ilişkin tasarılarını devlet dinine dönüştürülmesi bakımından önemliydi. Bu kitapta Lactantius, Ptolemaeus’un düz Dünya anlayışını Hristiyanlık adına onaylıyor, dahası bunu bir de haritayla perçinliyordu.

Ardından Hristiyan Aziz Augustine de “Düz Dünya” anlayışını Hristiyanlığın ana inançlarından biri konumuna yükselten “Dünya tepsi gibi düzdür” diyen kitabı yazacaktı.

Augustine’den 200 yıl sonra İ.S. 500-565 yılları arasında yaşayan Hristiyan Bizanslı din bilginlerinden Procopius, düz Dünya anlayışı sürdürüldüğü gibi, İ.S. 550 yıllarında, sonradan papaz olacak olan “Cosmas Indicopleustes” adlı Yunanlı bir denizci yazdığı “Xristianikh Topografia” adlı kitapta Hristiyanların “Düz Dünya”sını aşağıdaki çizimle anlatıyordu.

Cosmas Indicopleustes’ın “Xristianikh Topografia” adlı kitabının 9. yüzyıla ait bir elyazması. Vatikan Arşivi’nde “Vaticanus Graecus 699” kaduyla korunmaktadır. Kitabın İngilizce çevirisi “The Hakluyd Society” tarafından yayımlanmıştır.

Kuran-ı Kerim’in yazıldığı dönemde Hristiyanlık Kilisesi ile “Düz Dünya Anlayışı”nı benimseyen müslümanlar bile (ki o dönemde Dünya’nın düz olduğuna ilişkin yukarıdaki bulgulardan anlaşılacağı gibi genel bir kabul vardı), 11. Yüzyıl’a gelindiğinde “Düz Dünya” anlayışı terkedip küre biçiminde olduğu kabul ederken, Kilise’nin “Düz Dünya” anlayışında en küçük bir değişiklik olmamıştı.

Saint Sever Beatus’tan bir “Düz Dünya” Haritası-1033 (Apocalypse of Saint-Sever, Paris, Bibliotheque Nationale, MS lat. 8878)
1225’te yapılmış Psalter (Zebur) Haritası (sağda). Bu harita “The Psalter Map (Zebur Haritası)” olarak anılır, çünkü Zebur’un 13. yüzyılda üretilen kopyasında yer almıştır. 1265’te Londra ya da Westminster dolayında bulunmuştur (British Library-MS 28681, f.9)

Düz Dünya yalnızca Katolik Kilisesi’nin değil, ister Ortodoks ister Protestan olsun Hristiyanlığın bütün mezheplerinin 19. yüzyıla dek değişmez inancı olmuştur. 1822’de Engisizyon; “Modern gökbilimcilerin (yani M.Ö. 3. yüzyıldaki Yunanlı astronom-matematikçi Aristarchos’un) genel kanısı doğrultusunda Güneş’in sabit, Dünya’nın ise Güneş’in çevresinde dönüyor olduğunu yazmak ve yayımlamak Roma tarafından serbest bırakılmıştır” duyurusunu yapmıştır. Bu Kilise’nin düz Dünya anlayışını değiştirdiği anlamına gelmiyordu. Yalnızca, karşıt görüşün yazılmasına koyduğu yasağı kaldırmıştı Kilise… 1838’te Friedrich Bessel yıldız paralaksını kanıtladığında Kilise’nin direnci kırılmış, bu arada Ay’a gidilmiş, Dünya’nın uzaydan çekilmiş görüntüleri yayılmış ve bütün bunlardan sonradır ki, Papa II. Jean Paul, 10 Kasım 1979’da Galileo olayının yeniden araştırılmasını istemiş, 1981’de ünlü Türk Gladyo’su tetikçilerinden Abdi İpekçi tarafından Vatikan’da vurulmadan önce, Vaitkan’da bir araştırma kurulu oluşturulmuş, bu Kurul 1982’de Galileo’nun haklı olabileceğini dile getirmiş, fakat “haklıdır” dememiş, tam 11 yıl çalışan Kilise Kurulu sonunda 1992’de Galileo’nun suçsuz olduğunu, görüşlerinin doğru olduğunu açıklamış ve 1996’da da Galileo’dan özür dilemiştir. Hristiyan Kilisesi Dünya’nın küresel olup Güneş’in çevresinde döndüğünü onaylamak için 1992’ye kadar direnebilme inadını göstermiş yeryüzünün en gerici kurumudur.

Aslında bu durum, yalnızca Hristiyanlığa özgü bir durum değildir; yazımın başında belirttiğim gibi Tevrat’tan kaynaklanan bu durum önce Hristiyanlığa geçmiş ve oradan da Kuran-ı Kerim’e geçip tüm tek tanrılı dinlere nüfuz etmiştir. Fakat bu durum Tevrat ve İncil’de kolaylıkla görülebilirken, Kuran-ı Kerim’de ayetlere dağıtılarak gizlenmiştir.

Bu konuda 5 Aralık 2011’de Irak Devlet Televizyonu’ndaki, Iraqi Researcher on Astronomy Fadhel Al-Sa’d ile Iraqi Physicist Aboud Al-Tael arasında yapılan tartışmada, Fadhel Al-Sa’d, Kuran-ı Kerim’de Dünya’nın düz olduğunu söylemiştir. Kendisi bir astronom ama kördür, dolayısıyla kendisine pek itibar edilmemektedir. Fakat bu amca tamamen kör değildir: O, Kuran-ı Kerim’i Arapça aslından okuyabilen ve hayatını astronomi araştırmaları yanısıra, Kuran araştırmalarına adamış biridir. Yanındaki Iraklı fizikçi Aboud Al-Tael ise, Fadhel Al-Sa’d amcamızın Kuran’dan okuduğu “Dünya düzdür” anlayışını günümüz teknolojisine dayanarak düzeltmeye çalışıyor. Oysa fizikçi Aboud Al-Tael’in ilk bakacağı yer, günümüz teknolojisiyle elde edilen bulgular değil, Kuran-ı Kerim olacaktı. Baksana Kuran-ı Kerim’e? Ne yazıyor orada? Kuran’da “Dünya düzdür” anlamına gelen ayetler yok mu? Bir fizikçi olarak senin Kuran-ı Kerim’i yazanların tıpkı Hristiyanlar gibi “Dünya düzdür” anlayışında olduklarını ayetlerde anlaman gerekmiyor muydu?

Şimdi, Iraklı fizikçi Aboud Al-Tael’in yapamadığı ama Kuran ile haşır-neşir olmuş Iraklı astronom Fadhel Al-Sa’d’ın çok iyi bildiği Kuran’daki “Dünya düzdür” açıklamasını The Rationalizer, “The Quran Muhammad’s flat Earth” programıyla açık bir şekilde ortaya koymuşlardır.

Ayetlerde Dünya’nın düz olduğuna ilişkin doğrudan bir kelime yoktur. Yani Kuran’da “Dünya düzdür” anlamını veren bir ayet göremezsiniz ama, konuyla ilgili ayetler biraraya getirilir ve “düz” anlamına karşılık gelen ayet kelimelerini (örneğin “döşek”) diğer ayetlerde incelediğinizde, hakikaten de bu kelimelerin düz anlamında kullanılmış olduğunu görürsünüz. Örneğin bir ayette “Maddah” kelimesinin geçmesiyle gölgenin sabit kılınması yerine düz bir şekilde uzatılmasındaki gibi.

The Rationalizer, bu videoda Kuran’ı yazan kişi olarak “Muhammed”e bir “7. yy Arabı” olarak hitap eder. Kuran’da bildiğiniz gibi “Dünya” kelimesi geçmez, onun yerine “Yer” ya da “Yeryüzü” olarak geçer. Bu durum yalnızca Kuran’a özgü bir durum değildir, o dönemde Dünya’ya astronomideki gibi “Yer” deniliyordu. Zaten astronomide de “Dünya” kelimesi “Yer” olarak geçer.

The Rationalizer’ın bu videoda yaptığı şey; Kuran’daki “Yer” ile ilgili tüm ayetleri bir araya getirmek ve müslümanların “Yer” hakkında nasıl bir tasavvurda bulunduklarını ortaya çıkarmak idi. Onun bu kapsamlı araştırmasından çıkan sonuç şu olmuştur: Kuran’da “Yer” için doğrudan “Düz” ya da “Yuvarlak” tanımı yapılmamıştır. Yani Kuran’da Hristiyanlık Kilisesi’nin yaptığı gibi “Yer düzdür” şeklinde bir ayet yoktur. Fakat Kuran’ı yazanların ortak görüşü ya da kaanati, “Yer düzdür” şeklindedir. Ancak onlar bu görüşü Kuran’a yazarlarken, ayetlerde muğlak bırakmışlardır. Bu, onların Kuran’ı yazarlarken seçtikleri yoldur. Örneğin, Kuran’da bazı ayetlerde açıkça “Düz” diyeceklerine “Yaymak” ya da “Döşek” diyerek yakın bir anlamda bulunmuşlardır.

Bu duruma ilişkin ayetler şunlardır:

  • Sure 13-Ayet 3: Yeri yayan (düzleyen) odur.
  • Sure 15-Ayet 19: Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik.
  • Sure 50-Ayet 7: Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk.
  • Sure 79-Ayet 30: Ardından yeri (Dünya’yı) yaydı, uzattı.
  • Sure 88-Ayet 20: Ve yer (Dünya) nasıl yayılmış?

Burada “Yaymak” kelimesi ilk 3 ayette “Maddah” olarak kullanılmıştır. Bu kelime aynı zamanda, Sure 25-Ayet 45’te Allah’ın gölgeyi sabit kılmaktansa nasıl uzatıp gerdiğini anlatmak için de kullanılmıştır.

Bu ayetlerin hepsi eski tefsirlerin (İbn Abbas-7. yy, İbn Kathir-14. yy, Al Jalalayn-16. yy) hepsinde, Dünya’nın düz olduğu şeklinde çevrilmiştir. Fakat her nasılsa yeni çevirilerde (20. yy tefsirleri. Örneğin Mariful Quran), anlamı “Dünya’nın yuvarlak olduğu”na getirilmiştir.

20. yy’daki Mariful Kuran şöyle der: “Yaymak” kelimesi, yuvarlak olmasıyla ters anlam teşkil etmemektedir, çünkü çok büyük ve yuvarlak olan bir şeyin her yeri ayrı ayrı bakıldığında yayılmış gibi görünür.

2. nokta, eğer Dünya düz ise o zaman gökyüzü de muhtemelen düzdür. Cisimler hareket ettiğinde bize yakın olan cisimlerin uzaktaki cisimlerden daha hızlı hareket ettiğini görürüz. Buna fizikte “Paralaks Etkisi” denir. Paralaks etkisi, bize derinlik algısı verir.

Örneğin, geceleyin gökyüzüne baktığımızda, gezebenler dışındaki bütün küçük parlak noktaların tek bir cisimmiş gibi hareket ettiklerini görürüz. Böyle olmasının nedeni, aslında çok uzak olmalarından dolayı paralaks etkisinin çıplak gözle görülemeyecek kadar az olmasından kaynaklanır. Çok daha yakın mesafelerdeki cisimleri gören insan aklı, yıldızların bu görüntüsüne aynı uzaklıktaymış gibi bir anlam yükler.

Kuran’da göğün düz bir yüzey olduğuna dair bir ipucu var mı?

Allah gökkubbeyi düreceğini söylememiş, bir kağıt tomarı gibi ya da bir kitap tomarı gibi düreceğini söylemiştir.

  • Sure 21-Ayet 104: O günü ki, kitaplar için sahifelerin dürülmesi gibi göğü düreceğiz.
  • Sure 39-Ayet 67: Oysa ki kıyamet günü, yeryüzü tamamen O’nun avucudur/avucundadır; gökler de O’nun sağ elinde/kudretinde dürülmüş haldedir.

Gökyüzü gerçekten düz müdür? Eğer Kuran’ın Cenneti düz bir kağıt şeklinde olduğunu açıkça vurgulaması size yeterli gelmediyse, işte size birkaç örnek daha!

Kuran, aynı zamanda göğü, çatı veya saçak/kubbe şeklinde de tanımlamıştır. Şu 2 ayette (Sure 22:32, Sure 52:5) çatı olarak kullanılan Arapça kelime “Sakıf”tır. Aynı Arapça kelime Sure 16:26’da da, “temelleri alınan binanın çatısının düşmesi” olarak anlatılırken de kullanılmıştır. Sure 43:33’te de, “gümüş çatılı evler” için kullanılmıştır.

Bu kelimeyle Kuran’ın, “desteklerinin üstünde duran düz cisimlerden” bahsettiği anlaşılıyor.

3. nokta, Kuran’da Dünya’nın düz olduğuna ilişkin başlangıç yeri olarak “Doğu” ve bitim yeri olarak “Batı”ya yer veren ayetlerin mevcut olmasıdır. Kuran’da bu konuda şu 3 ayetin varolduğunu görüyoruz:

  • Saffat-5: O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.
  • Mearic-40, 41: Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.
  • A’raf-137: Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.

Şimdi bu ayetlerde “Doğu ve Batı”nın ne olduğunu anlayabilmek için bir de Tevrat’a bakalım.

  • Hezekiel 45-7: Kutsal bölgeye düşen pay ile kente düşen payın iki yanındaki topraklar öndere verilecek. Batıdan batıya, doğudan doğuya doğru uzanacak. Batı sınırından doğu sınırına dek uzunluğu bir İsrail oymağına düşen pay kadardır.
  • Mezmurlar 103-12: Doğu batıdan ne kadar uzaksa, o kadar uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı.

Ve fakat, A’raf-137 ile Hezekiel 45-7 birbirlerine ne kadar benziyor değil mi demiyeceğim; çünkü bu 2 ayet tıpkısının aynısıdır. Her ikisinde de İsrailoğulları’na verilecek toprakların doğrudan doğuya, batıdan batıya kadar olduğu söylenerek Dünya’nın düz olduğu vurgulanıyor.

Pekala, Tevrat’taki Dünya ve Güneş sistemi anlayışı nasıldı? Yukarıdaki ilk resimdeki ya da şu resimdeki gibi değil midir?

İslâm’a göre Astronimi

O zaman fazla söze gerek yoktur. Çünkü daha ilk bulgudan bile Kuran’da Tevrat’taki gibi Dünya’nın düz olduğu anlaşıldığına göre, gerisine bakmaya gerek yoktur, sanırım.

Öncelikle Alman bilim adamı Dr. Gerd R-Puin’in de “Kuran Hz. Muhammed’ten 100’lerce yıl önce varolmalıdır ve metinlerin bir çeşit kokteylidir” demişti. Buna göre yazımı yüzyıllar süren ve çok çeşitli metinlerden meydana gelen Kuran-ı Kerim kitabını yazan kişiler, o günlerde Dünya’nın şekline ilişkin kesin bir tespit sözkonusu olmadığı için (ki o günlerde 2 farklı Dünya görüşü (düz ve küre) vardı ama ağırlıklı görüş, Dünya’nın düz olduğu idi), “Biz Dünya’nın şeklinin küre mi, yoksa düz mü olduğunu bilmiyoruz. En iyisi, biz bu konuyu muallakta (boşlukta) bırakalım ve Kuran’ı okuyan kimse, bunu anlamasın!” demişler. Fakat kendi inançlarına göre, Dünya’nın düz olduğunu savunmuşlar ve bunu ayetlerde muallakta bırakarak ifade etmişlerdir.

Demek ki, Kuran’ı yazan kişilerin kendi görüşleri, Dünya’nın düz olduğudur ve siz, bunu ayetlerden açık bir şekilde ortaya çıkaramazsınız. Yani bir çeşit kaçak dövüş yapılmış, ama bu durum güç-bela da olsa ayetlerden sezilebiliyor. Sağlam bir mantığa sahip herkes, Kuran’daki bu kaçak dövüşü açık bir şekilde görebilir.

Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi belirtmekten çekinmeyin :)