Orospu Serpil mi, Adam olan Hakan mı?

İlkokul çağlarımda, yazları belediyenin ücretsiz olarak açmış olduğu kuran kursuna giderdim. Yine bir kurs sonrası başörtümü çıkarmış elimde sallayarak, altımdaki iki beden büyük eteğimi çeke çeke, salkım saçak bir şekilde eve doğru yürüyordum. Evimizin üç mahalle aşağısında bir kalabalık dikkatimi çekmişti. Eteğimi elimle iyice toplayıp büyük merakla koşmaya başladım kalabalığa doğru. Polis arabaları, ambulans ve bol miktarda insan sureti. Boyum o zamanlar henüz kısa olduğundan pek bir şey göremiyordum, her ne kadar zıplamaya çalışsam da sonunda eteğime basıp asfalt zeminle haşır neşir olmuştum. Her kafadan bir ses çıkıyor deyimi tam isabet olmuştu o anıma. Kulaktan kulağa bir sürü farklı şeyler duymuştum.
Yaşadığımız semtin küçük olmasının faydası herkesin her olan bitenden en ince ayrıntısına kadar haberdar olmasıydı. 1-2 gün sonra olayın aslını öğrenmiştim. ’Genç bir kız, sevgilisinden hamile kalmış, bunu öğrenen babası da kızı bıçaklayıp lime lime etmiş.’
Kız ölüp gitmişti.Hemde yeni bir ünvanı ile; Orospu Serpil!!!

Bu olayın üstünden iki hafta kadar geçtikten sonra, yine bir kurs sonrası evime dönüyorum. Altın günü sırası annemde olduğundan birbirinden leziz şeyler yeme hayaliyle daha da bir çekiştiriyorum eteğimi ve daha hızlı bir koşuyorum eve doğru. Ev tıklım tıklım. Birbirinden farklı bir sürü teyzecik. Salona girdiğimde hepsi bir ağızdan tembihlenmiş gibi koro misali bir çığlık atıyorlar.
– Aaaaaa…

– Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Diyorum içimden.

Bir o kucağa bir kucağa. Hobaa kucaktan kucağa zıplatılıyorum salonda. Mıncıklama merasiminden sonra teyzecikler beni azat ediyorlar ve hoş sohbetlerine devam ediyorlar kaldıklar yerden. Bir köşeye çekilip bir taraftan tıkınıp, bir taraftan da teyzecikleri dinliyorum. Tombul, kocaman iki tane memesi olan, kısa boylu bir teyze büyük bir iştahla bir şey anlatmaya başlıyor.

– Ayy komşular geçenlerde bizim beyle hafta sonu için kayınvalidemlerime gitmiştik. Beyin işi çıktı erken dönmek zorunda kaldık. Gece geç olduğundan bizim keratayı uyandırmayalım dedik. Eve bir girdik birde ne görelim.

– Neee? Hep bir ağızdan.

– Bizim haylaz eve kız atmış. Diyor büyük bir gururla iri memeli teyzecik
– Aaaa! gülüşmeler…
– Yaaa!
– Ee erkek adam.

Aaa, yaa… Hakan ağabeyi yerlere göklere sığdıramıyorlar. Daha düne kadar Hakan ağabeyi çocuk sayanlar bir anda adam etmişlerdi. Övgü üstüne övgü. Hatta abartıp bel atına vuran terbiyesiz, kendilerini komik sanan teyzecikler bile vardı. Hakan ağabeyin olayı da çok kısa sürede yayılmıştı.

Hemde yeni ünvanı ile; Adam Hakan!!!

Başrol oyuncuları farklı iki benzer olay. Lakin sonucunda birbirlerinden dağlarca kadar farklı iki sonuç. Yapılan iş, harcanan enerji, duyulan ihtiyaç, hissedilen haz aynı. İlkinin sonucunda infaz, ikincisin de iftihar.

Aslında en büyük fark; birinin bayan, diğerinin erkek olması. Evet sadece bu, bu kadar farklı tepkilerin sebebi. Ne hikmet ise toplumumuzda bayan bu şekilde bir duruma tabii olduğunda orospu, kötü, kaka, pis oluyor, yüzüne tükürülüyor, yüzler kızarıyor. Fakat eğer bayan yerine erkek olursa şayet adam olunuyor, alkışlar tutuluyor, övgü sözcükleri yağdırılıyor, koltuklar kabarıyor. Ne kadar acı bir tezatlıktır. Eğer bir davranışa ‘yanlış’ sıfatı yükleniyorsa, bu davranış her durumda ve her şartlarda yanlıştır. Doğruluğu öne sürülemez.

Klasik feministler misali bayan-erkek eşittirin savunucusu değilim kesinlikle. Elbette ki değildir. Çünkü gerek Allah’ın bizi yarattığı özelliklerimizden ötürü, gerek coğrafyanın iklimin bize bahşedilen sunumlarından, gerek hayat standartlarında statü ve rollerden. Lakin ahlakın temel kavramlarından olan doğru-yanlışı ayırt etme de bireyler hür iradelerini kullanarak, bu ayrıma kesinlikle hiçbir bahane sokmadan karar vermelidirler.

Sergilenen bir tutum yanlışsa yanlıştır,doğruysa doğru. Bu tutum renk, yaş, CiNSİYET… ayrımı yapılmaya tabi tutulmadan öne sürülmelidir.

İki genç insan. Serpil ve Hakan. Vukuatları benzer, hükümleri farklı. Sizce Orospu Serpil mi, Adam olan Hakan mı? Yoksa içinde bulunduğumuz toplum zihniyeti mi?

Aybike Umay TULPAR tarafından 24 Ekim 2009 tarihinde eleştiri.org adresinde yayımlanmıştır.

Buna da bakabilirsiniz

Adın, İmkansız…

Uzağındayım karanlık zamanların. Yarınımın zamansız yollarındayım şimdi. Yumdum gözlerimi tüm girdaplara, acılarımı gözyaşlarımla süsledim hep. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.